Son Dakika Rize Haberleri Güncel Haberin Adresi.


  • 12 Aralık 2019, Perşembe 15:43
Ahmet ÖZYANIK

Ahmet ÖZYANIK

YENİ BİR UMUT OLARAK MERCAN SEFERBERLİĞİ

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı,  Sayın Cumhurbaşkanımız ile eşleri Emine Erdoğan Hanımefendinin himayelerinde hayırlı bir adım daha attı. 

Vesile olan, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Mercan Seferberliği olarak adlandırılan programın, başta kadınlara olmak üzere aile içi şiddeti önlemede ciddi katkısının olacağına inanıyorum. 

Mercan Seferberliği, öncelikle  sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar olmak üzere, kadın ve aile üzerine çalışan tüm profesyonellerin destek olması gereken bir girişimdir. 

Mercan Seferberliği, kadına yönelik şiddeti önlemeye odaklanmış bir program  ise de aile hukuku içinde ele alınması gereken ve  aile odaklı yürütülmesi gereken bir projedir. 

Kadın, öncelikle  bir “insan”dır ve insan olmaktan kaynaklanan ve haklarının ihlal edilmesi söz konusudur. Bunların  en başında da mahremiyet ve  dokunulmazlık gelmektedir. Bu sebeple,  Kadın tartışmalarını, aile ya da  feminizm ekseninden öte “insan” ekseninde tartışmak daha önceliklidir.

Ancak, aile içi şiddetle mücadele, çok  kapsamlı bir konudur. Kadına şiddet ile sınırlı tutulmamalıdır.  Bu nedenle aile bütünlüğü ekseninde kadının mahremiyetine ve diğer haklarına dokunulmazlığın garanti altına alınmasını sağlayacak  sistemi tartışmalıyız. 

Kısaca, Bütünleşik Bir Müdahale Planı hazırlanmalı ve uygulanmalıyız. 

Bilindiği üzere, aile bütünlüğünün kilidi  aile mahremiyettir. Meslek mensuplarının ilk sorumluluğu,  aileye yönelik sosyal ve psikolojik danışmanlık ve destek  sürecindeki mahremiyet  ile tababetteki mahremiyet arasında fark olmadığını, muhataplarına hissettirmeleri ve onlara  güven vermeleridir. 

Ya da Devlet olarak, mahremiyeti güvence altına alacak bir sistem ya da mekanizma üzerinde çalışılmalıdır.  

İkinci adım ise, aile içi şiddetle mücadelenin, eş ve çocukları yok sayarak, kadınları aileden soyutlayacak bir  noktaya evrilmesine müsaade edilmemesidir. 

Kim, dayakçı babanın ve yüzü-gözü mosmor olmuş bir annenin çocuğu olarak bilinmek ister?

Türk ailesinde  hakim unsur, kadındır.  Ailenin merkezinde kadın vardır.  Ana vardır. Eş vardır. Kız evlat vardır. Bacı vardır. Geleneksel  geniş aile yapımızda ise, teyze, hala, abla, elti, görümce, kayınvalide gibi onlara varan kadın figürü rol almaktadır.  

Geniş ailede bulunan “kadın figürü”, aile yapımızın en güçlü yanıdır. 

Şiddet, özelde kadına yönelik ise de gerçekte  aile bütünlüğüne yöneliktir. Bu sebeple  geniş aile üyelerini,  aile içi şiddetle mücadeleye  dahil etmek zorundayız. 

Özellikle “ailenin kadınları”ndan destek alınmalı ve onlarla işbirliği yapılmalıdır. 

Aile,  güvene dayalı bir birlikteliktir.  Müdahalenin, “tehdit algılaması”  ile başlatılması  ve mağdurun doğrudan müracaatı  olmadan, hatta bilgisi bile olmadan destek verilmesi şeklinde olması, sağlanmalıdır.  

Bu açıdan tehdit algısına önem verilmelidir. Zira, zamanında algılanamayan bir tehdit,  alınması gereken  tedbirleri de ihmal etmeye sebebiyet verecektir. 

Aile içi şiddeti,  önlenebilecek noktada tespit edip, etkin tedbir alabilmek için  risk analizi de yapılmalıdır. Risk analizi sayesinde şiddet tehdit algısı yaşayan ailelerin, aile mahremiyeti korunarak ve tarafları deşifre etmeden  izlenmeye alınması, mağdurun doğrudan müracaatı  olmadan, hatta bilgisi bile olmadan destek verilmesi   etkili bir tedbir olacaktır.  

Aile içi şiddeti tutuşturan ateş, aile içi tartışmalardan çıkan kıvılcımlardır.

Aile içi tartışmaları  şiddete evrilmeden kontrol altına almayıp mağdurun müracaatını beklemek, hastayı yoğun bakıma kadar bekletmek gibidir.

Zira, mağdurun  şikayeti üzerine, eşi/babayı/hane halkı reisini cezalandırmaya (mahallede rezil rusvay!  etmeye)  dönük uygulamalar; tedavi etmek maksadıyla hastayı yoğun bakıma almak ve bir kutu hapı tek seferde içirmekten farksızdır.

Aile içi sorunlar, ailede yaşanan rol-beklenti çatışmaları ve  imtizaç sorunları sadece eşler arasında cereyan etmemektedir.  Ailenin diğer fertleri arasında da pekala yaşanabilecek sorunların adli vakaya dönüşmesi de  maalesef devletin bürokratik müdahalesinin  bir sonucudur. Yapılan bürokratik müdahale; hastayı tedavi etme yerine hastane bürokrasisi ile uğraştırmaktan farklı bir şey değildir. 

Bakanlık, “Mercan Seferberliği” ile yeni bir paradigma oluşturmalı ve kadına özgülenmiş şiddetle, salt memurlar eliyle  (bürokratik) mücadele yerine, ailenin en geniş mensuplarının da çözümün bir parçası haline getirilmesi ile mücadele tercih edilmelidir. 

Hem de tartışma kıvılcımlarının şiddet cehennemine dönmesini beklemeden.

Öte yandan, dokunulmazlık veya mahremiyetin ihlali,  kristal vazonun yere çalınarak parçalanmasına benzer, vazo kırıldıktan sonra gösterilen çabalar, kırık camların süpürülmesinden öteye geçmez. 

Aile içi şiddet ortaya çıktıktan sonra yapılan tüm müdahaleler;  insan onuru ve aile içi güven açısından, kırılan vazonun cam parçalarının süpürülmesinden farklı olmayacaktır.

Aile dışında, iş hayatında, sosyal hayatta, özellikle  eğlence sektöründe kadına yönelmiş olan ve şiddetin ötesine geçen insanlık onurunu zedeleyen uygulamalara da “Devlet” olarak ayrıca el atılması  ve aile içi şiddetle mücadeleden ayrı yürütülmesi gerekmektedir. 

Mercan Seferberliğinin başarıya ulaşması için;

Aile içi şiddet başlamadan tehdit algısına dayalı risk analizi yapılması, 

Kadının dokunulmazlığının ve aile mahremiyetinin korunması, 

Mağdurun müracaatını beklemeden önleyici tedbirlere odaklanılması, 

Sorunlu ya da riskli aile çevresinin de geniş aile kadınlarının çözüm ortağı olarak görülmesi, 

En önemlisi, mücadelenin seferberlik ruhuyla, ancak profesyonelce,  insanın ve ailenin kutsiyetine halel getirilmeden yürütülmesi.

zorunludur.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ÖFE ÖFE 16.12.2019 19:05

Türk aile yapısını koruyup daha sağlıklı hale getirme çabaları desteklenmelidir. Türk toplumu, fikrini özgürce ifade edemeyeceği, etkileneceği kişilerle ortaklığı sevmediğinden başarı için hanedan himayesinden sakınılmalı, gerekiyorsa samimi yerel akademisyenlerle yardımlaşmalı, dümeni paradigma, özgülenme gibi halkın anlamadığı süslü kelimeler kullanan kibirlilere vermemeli, İslam şemsiyesi altından ayrılmamalı vesselam

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık