Son Dakika Rize Haberleri Güncel Haberin Adresi.


  • 12 Eylül 2019, Perşembe 23:23
Ahmet ÖZYANIK

Ahmet ÖZYANIK

Kır O Kalemi

KIR O KALEMİ

Sıra ona gelince,

Her çocuk gibi ceplerini “dayının” önündeki kırık tahta masaya boşalttı.

Dayı hiç istifini bozmadan, elinde sımsıkı tuttuğu kaleme bakarak,

-Onun sende ne işi var ? Diye sordu.

Bakışları ürkütücüydü. Gözleri dehşet saçıyordu.

Donuk ve ürkek bir tavırla… “Bir abi verdi…” diyebildi.

-Bari defter verseydi.. Dedi, öfkeli bir edayla

-Taşıyamazsın diyerek, defterin parasını verdi.

-Ne yaptın o parayı ?

Göz ucuyla biraz önce önüne boca ettiği paraların içindeki “yirmiliğe” bakarak, “burda” dedi.

Dayı çılgına dönmüştü.

Kara olan yüzü kıpkırmızı kesilmişti.

“Bir de bunlar çıktı başımıza, size ne elin çocuğundan, sana mı kalmış, defteri kalemi,” diye söylendi kendi kendine.

Öfkesi gittikçe artıyordu..

Yüzü, kırmızıdan mora dönmüştü..

-Başka ne sordu?

-Okula gidecek misin ?

-Ne dedin ?

-Buralı değiliz dedim…

-Aferin..

-Bir daha uzun boylu konuşma, yoksa çizerim..

Adamın gözleri yuvasından çıkmış vaziyette, kızgın boğa gibi burnundan soluyarak, sağa sola bakınıyordu.

….

“Çizerim..” çok ağır bir tehditti.

Daha çok söz dinlemeyen kızlara söylenirdi.

Yola gelmezlerse, yüzleri paslı falçata ile çiziliyordu..

Bir de topladığı paraları sayanlar için uygulanırdı.

Para saymak da yasaktı çünkü.

….

Her yer buz kesmişti.

Bütün çocukların ve kadınların yüzü asılmış, ağızları kurumuş, boğazları düğümlenmiş, yutkunamaz hale gelmişlerdi.

Her an, her şey olabilirdi. Kan da akardı. Can da yanardı. Cenaze de çıkabilirdi oradan…

Başını kaldırmadan “anladım” dercesine hafiften adama baktı.

Şimdi… dedi adam.

“Kır o kalemi”

Bir kaleme baktı, bir de “dayıya”..

Kalemi çok sevmişti.

Peş peşe sorular dizildi beyninde.

Göstermese miydi? Ya da saklasa mıydı?

Yok yok.. Olmazdı

Dayı çok kızardı.

Hem yalan söylemek, bir şeyi saklamak da para saymak gibi yasaktı.

Elleri titriyordu.

Cicili bicili kurşun kalemi kırmak için iki eliyle zorladı.

Kalemi kıramadı.

Kalem, yay gibi gerildi.

Biraz daha zorladı ve kalemi ortadan kırdı.

Her iki elinde kalem vardı. Ama kırık..

Hala titriyordu..

Hatta tüm vücudunu bir titreme almıştı..

…..

İlk kez, elinden alınmak istenen bir şey için bu kadar huzursuz olmuştu.

Şimdiye kadar elindekini vermemek için diğer çocuklardan çok dayak yemişti.

Ağzı burnu kan revan olduğu olmuş, ancak canı bu kadar yanmamıştı.

Şimdi ise durum çok farklı idi.

Ne olduğunu bilemediği bir duygu kaplamıştı içini..

Korku ve öfke arasında gidip geliyordu.

Yüzü renkten renge giriyordu.

Ta ki, kaba, can yakıcı bir tonla..

“hala elinde ne işi var… atsana”…

Sözünü duyuncaya kadar..

Hemencecik fırlatıverdi kalemin kırılan parçalarını.

Ardına bile bakamadan…

Kalemi kırmıştı..

Ama öfkesi ve korkusu hala geçmemişti..

Yüzü hala renkten renge giriyordu.

….

-“Dağılın, zıbarın” sözü ile herkes kendi köşesine çekildi.

O, annesi ve ablası da bir yer buldular…

Herkes, bitkin bir vaziyette dayının ayrılmasını beklemeye başladı.

Bir annesine baktı, bir ablasına..

Başları eğik, yüzleri mosmordu…

Elleri, yüzleri, kıyafetleri gibi kir pas içindeydi…

Nihayet “şrank…!” diye bir ses duyuldu.

Her kes o tarafa baktı..

Hangar kapısının kapanmıştı.

Yani “dayı” gitmişti.

Herkes, derin bir oh çekti…

Herkesin yüzünü ferahlık kapladı.

Günün bütün yorgunluğu gitmiş, endişeler, kaygılar bir anlık da olsa uçup gitmişti..

Zira, her an birinin yüzü çizilebilirdi.

Hele bu gün, sanki birinin canını yakacakmış gibi bir hava vardı adamda.

Şimdi bu ortadan kalkmıştı.

Artık herkes elindekilerini yiyerek, sızabilirdi.

Öyle de yaptılar..

Annesi, ablası ve o, birkaç parça kuru ekmekle açlıklarını bastırdılar ve birbirlerine sarılarak uykuya daldılar…

Sabah uyandığında, gece gördüğü rüyanın etkisindeydi.

Rüyada, kendisini okul bahçesinde görüyordu. Diğer çocuklarla, zıplıyor, oyunlar oynuyorlardı. Pırıl pırıl giysiler giymişti. Rengarenk kalemleri, defterleri, oyuncakları, okul çantası vardı. Ablası da yanındaydı. O da diğer çocuklarla oyun oynuyordu, kendisi gibi çok neşeliydi. Yüzü güneş gibi parlıyordu. Kendisinin de öyle. Ablasının yüzüne iyice baktı… Yüzünde falçata izi aradı, göremedi. Bir oh çekti.. oyuna devam etti… Kendisine defter parası ve kalemi veren abiyi gördü.. O da gündüz giydiği şık kıyafetiyle okulun bahçesindeydi…

….

İki elinin baş parmaklarının dip boğumlarının yardımı ile gözlerini oğuşturarak açmaya çalıştı.

Etrafına baktı. Herkes yeni yeni toparlanıyordu.

Annesi ve ablası yanındaydı.

Ama okul bahçesi yoktu.

Civil civil oynaşan çocuklar yoktu.

Renkli kalemler, defterler yoktu.

Ablasının yüzü güneş gibi parlamıyordu.

Kendisine defter parası ve kalem veren o abi de yoktu.

Yüzü gibi kalbi de kara olan vahşi adam vardı şimdi karşısında:

“Haydi… Ne duruyorsunuz ..” sözü ile yeni gün başlamıştı…

Sanki bir eli dün görüştüğü ve rüyasında gördüğü abinin elinde, diğer eli de dün akşam “kalemini kır yoksa çizerim” diyen katil ruhlu bu kara adamın elindeydi.

Kalemi dün akşam kırmıştı…

Ya hayalleri…

(Yazı Alıntı Değildir)

Ahmet ÖZYANIK


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık