KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİMİ BİZİ ETKİLER Mİ ?
Prof. Dr Bülent VEREP

KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİMİ BİZİ ETKİLER Mİ ?

Son on beş yıldan bu yana gündemimize giren bir konu küresel iklim değişimi. Acaba birilerinin söylediği gibi asparagas mı ? yoksa gerçekten gelecekte mavi gezegenimizin başına bela olacak bir küresel sorun mu? Öncelikle bu konuyu bir aydınlatalım, küresel iklim değişimi nedir, ne değildir?

Küresel iklim değişimi, atmosferin troposfer tabakasında yer alan sera gazları denilen karbondioksit, metan ve azot gazları sayesinde küresel ısınma nedeniyle dünya ortalama hava sıcaklığının pozitif yönde değişmesiyle ortaya çıkmıştır. Güneş ışınları dünyamız yer yüzeyine çarptıktan sonra ısı enerjisine dönüşür ve bazı kısımları ise geri yansır. İşte geri yansıyan ışınları tutabilen gazlar olan su buharı, karbondioksit, metan ve diğer gazlar atmosferin ve dolayısıyla dünyanın ısınmasını sağlarlar. Bu gazlardan özellikle karbondioksit ve metan ön plana çıkmakla birlikte özellikle karbondioksitin havadaki miktarı dünya sanayi devriminden sonra yani bacaların tütmeye ve otomobillerin fosil yakıtları yakmaya başlamasından sonra 1700’lü yıllarda 280 ppm’den günümüzde 394 ppm’e yükseldiği hatırı sayılır bilimsel araştırma sonuçları olarak yayınlanmaktadır. Aslında dünyanın belirli bir düzeyde ortalama 15 °C ısınması istenen bir durumdur. Ancak havadaki sera gazlarının %40 düzeyinde artması aslında uzaya geri dönmesi gereken ısı ve ışınların atmosferde kalmasını ve böylece dünyamızın ortalama sıcaklığının beklenenin üzerinde olmasını sağlamaktadır. İşte bu durum küresel ısınmayı ve dolayısıyla küresel ölçekte iklim değişimini beraberinde getirmektedir. Hali hazırda dünya ortalama sıcaklığı değişiminin 2 °C’yi aştığı ileri sürülmektedir.

Peki sebepler nelerdir? neden dünya ortalama sıcaklığını artıran sera gazlarının (özellikle karbondioksit) atmosferdeki oranı yükseliyor? Çünkü yoğun karbon kaynakları içeren fosil yakıtlar olan başta kömür ve petrol ürünleri yanınca atmosfere bol miktarda bu gazlardan salınmakta, buna baca gazları, orman yangınları ve diğer canlıların solunumu nedeniyle havaya salınan karbondioksit ve metan da eklenince son birkaç yüzyılda atmosferik sera gazları oranı hissedilir ölçüde artmış ve dünyamız ısınmaya başlamıştır. Burada bitkiler devreye girmeli aslında havadaki karbon dioksiti tüketmeli, ancak maalesef dünya nüfusunun artmasıyla daha fazla tarımsal üretim için daha fazla tarımsal alan ihtiyacı ortaya çıkması ormanların azalmasına, ovalar ve dağlardaki meraların da farklı amaçlarla veya aşırı kullanılması sebebiyle yüzeysel bitki örtüsünün azalmasını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla atmosferik karbondioksiti azaltan en önemli faktör olan bitki örtüsü açısından da şehirleşme, tarımsal alan artışı, çölleşme gibi sebeplerle durum negatif yöne kaymaktadır. Aslında dünyanın dörtte üçünü kaplayan okyanusların yüzey suları da karbondioksitten nasibini almaya başlamıştır. Karbondioksit tüketen fitoplanktonların da miktarı ve çeşitlilikleri atmosferden deniz suyuna karbondioksit geçişinin artmasıyla deniz ve okyanusların pH seviyesinde düşmeyle birlikte asitleşme sorunu nedeniyle azalmaya başlamıştır. Diğer çevresel faktörler de bu soruna eklenmesiyle adeta denizlerin oksijen üreten akciğerleri hastalanmaya başlamış ve atmosferik karbondioksiti azaltacak en önemli faktörler de zayıflamaya başlamıştır. Anlayacağınız işler gittikçe hiç istemeyeceğimiz yöne doğru gidiyor.

Peki, dünyadaki durum nereye gidiyor? Yüzyıllardır kendi düzeninde ve dengesinde dönen dünyanın atmosferi, yeri ve okyanuslarının ısınmasıyla iklimler değişmeye, bazı sıcak su akıntıları ve soğuk su akıntılarının yönü ve zamanı değişmeye, bazı bölgelerde aşırı yağışlar görülürken bazı bölgelerde kuraklıklar yaşanmaya başlamıştır. İşte Antarktika kutuplarındaki buzulların görülmemiş ölçüde erimesi, kilometrelerce uzunlukta ve genişlikte buzul parçalarının koptuğu uydu görüntüleriyle görülmekte. Hatta kutuplara yakın bölgelerde hissedilir düzeyde ortalama deniz suyu seviyelerinin arttığı bilimsel dergilerde ifade edilmektedir. Bu bahsedilen olaylar denizlerin her zamankinden daha az verimsiz, zamansız aşırı yağışlar sebebiyle oluşacak sellerin ortaya çıkardığı erozyon sebebiyle doğal ve tarımsal alan kayıpları, ekolojik dengesizlikler nedeniyle canlı türlerinin azalması ve dolayısıyla en son insanoğlunun ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan etkilenmesiyle sonuçlanacaktır.

Peki, ne yapabiliriz, aslında yapılacaklar dünya ölçeğinde olmalı, fakat maalesef dünya ülkelerinin fikir iklimi dünya geleceğiyle ilgili değil de kendi ülkelerinin çıkarları yönünde olduğunu görüyoruz. Bu konuda en önemli adım Kyoto sözleşmesi olup Birleşmiş Milletler İklim Değişimini Önleme çalışmaları kapsamında ortaya çıkmıştır. Ülkemiz ve Rusya dahil 160’a yakın çoğu sanayileşmiş bazıları gelişmekte olan ülkeler bu anlaşmayı imzalamış durumda. Dünyaya en çok baca gazı salan bazı ülkeler ise A.B.D., Çin ve Hindistan henüz bu anlaşmayı imzalamamış durumdadır. Küresel ölçekte atmosfere salınan sera gazlarının azaltılması yolunda en önemli adım olan Kyoto sözleşmesi ülkelere sanayi faaliyetlerini azaltma ve baca gazlarının miktarını düşürmeye zorluyor. Bilim dünyası Kyoto sözleşmesiyle sağlanacak %5-6’lık sera gazları salımının düşmesinin yeterli olmadığını bilakis %50-60 oranında sera gazı salımının azaltılması gerektiğini ifade ediyor. Ancak şimdilik küresel ölçekte kullanılabilecek başka bir formül de yok. Ancak ülke düzeyinden birey seviyesine kadar yapılabilecekler var elbette. Bunlar ilk önce ne olursa olsun daha az tüketmekten başlıyor, sıfır atık üretmeye kadar gidiyor.

Kullanmadığımız elektronik tüm eşyaların gereksiz fişte tutulmaması, çöplerimizin tasnif edilip geri dönüşümle tekrar yaşama sunulması, musluklarımızda tasarruf aparatları kullanılması, güneş, hidro ve rüzgâr gibi enerji kaynaklarının günlük yaşam ve endüstride kullanılması, elektrikli arabaların yaşamımıza girmesi, daha az tüketim alışkanlığı kazanılması, plastik vbg. ürünlerin yaşamdan uzak tutulması, tarım arazilerinde anızların yakılmaması, orman alanlarının genişletilmesi ve korunması, baca gazlarının azaltılması ve filtreleme sistemiyle zehirli gazların tutulması, fosil yakıtların kullanımının tedricen azaltılması, organik yaşamın hayatımıza girmesi vbg. bir çok yapabileceğimiz şeyler var. Dikkat edilirse burada sayılanların çoğu bireylerin yapabileceği şeyler ve yapıldığında da kişisel bütçemize pozitif katkıda bulunabilecek faaliyetlerdir.

Dünya ülkeleri öyle veya böyle küresel çapta yapılması gerekenleri yapmak durumunda kalacaktır. Ülkemizin de bu konuda dünyadan ayrılmayacağı Kyoto sözleşmesine katılmasıyla anlaşılmaktadır. Esas önemli olan bireylerin nasıl davranacağıdır. Ben eminim insanlar bu konularda bilinçlendikçe kendi hayatlarında burada belirttiğimiz basit önlemleri uygulayacaklardır. Hani bizim kültürümüzde bir deyiş vardır, herkes kapısının önünü süpürürse bütün sokak görevlilere gerek kalmadan temizlenmiş olur. Bu düsturla insan ölçeğinde yapılacak eylemler ulus seviyesine doğru büyüyen kartopu gibi olacaktır. Uluslar da kendi çıkarlarını bir kenara bırakıp küresel bir gelecek için çaba gösterirlerse eminim hissedilir ölçüde dünya iklimi düzelme yoluna gidecektir.

İnsanoğlunun dünyadan başka yaşayabileceği bir gezegen henüz tam olarak bulunamamıştır. Güneş sistemlerinde dünyanın bulunduğu ideal pozisyona sahip dünyaya benzer gezegenlerin varlığıyla ilgili haberler ortaya atılırken bu gezegenlerin tam olarak keşfi, ulaşılması, insanların oralarda yaşayabilmesi konusunda kat edilmesi gereken çok mesafeler var. Dolayısıyla elimizdeki dünyadan başka henüz gidilecek dünya olmadığına göre bu mükemmel gezegenin kıymetini bilmeli, bindiğimiz dalı kesmemeliyiz. Dünya bizim değil çocuklarımızın bize emanetidir, nasıl ki atalarımız kanlarıyla sulayıp yemyeşil bize teslim etmişlerse biz de çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmalıyız.

Sağlıcakla esen kalın iklim değişimine siz de bir önlem alın…..


 

Prof. Dr. Bülent VEREP

Bu haber ile ilgili yorumunuz nedir?
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X