Yavuz Sütlüoğlu'un Kaleminden Çaykur - 3. Bölüm

Kamuoyu en çok kar ve zararı merak ediyor.

Yavuz Sütlüoğlu'un Kaleminden Çaykur - 3. Bölüm
Yavuz Sütlüoğlu'un Kaleminden Çaykur - 3. Bölüm Mustafa ÖZYANIK

Kamuoyu en çok kar ve zararı merak ediyor.

Kamuoyunun bu ilgisi çok normal. Çaykur hepimizin firması ve kimse zarar etmesini istemiyor. Herkes kar etmesini istiyor; ama yerleşik düzen ve uzantıları ya karşı çıkıyor ya da yapması gerekeni yapmıyor. Çaykur’un yaptığı işi iki ana başlık altında toplayıp meseleyi bu başlıklar üzerinden değerlendirelim. Bu başlıklar;

1)  Üretim Yönetimi

2) Pazarlama ve Satış Yönetimi,

Üretim Yönetiminde verimliliği konuşalım, randımanı konuşalım. Bunların kar ve zarara etkisini konuşalım.

Pazarlama ve Satış yönetiminde de raf fiyatlarını, Pazar payını, rekabeti , Çaytaş’ı konuşalım.

Önce randımandan başlayalım. Nedir bu randıman ? Kar ve zarara etkisi ne kadardır ?

Cevabı çok basit!!

Randımanın yani üretim kalitesi ve verimliliğinin  bir puan artması Çaykura bu yıl ki rakamlara göre yaklaşık 150 milyon TL kar ettirir.

Zararın sorumlusu randıman mı yani?

Ben öyle bir şey demedim. Randımanın 1 puan artması Çaykura 150 milyon kazandırır dedim. Elbette ki randımanın 1 puan artması zararı 150 milyon azaltır da diyebiliriz.

Biraz üstü kapalı konuştunuz gibi !!!

Kamuoyunun bu konuyu konuşmasını bu konuyu dikkate almasını istiyorum da ondan. Bildiğim şahit olduğum yerleşik düzenin randıman konusunun konuşulmasından hiç hoşlanmadığı. Randıman konusu konuşulduğunda eksper suçludur fabrikalardaki işçiler memurlar suçludur kısım müdürleri suçludur fabrika müdürleri suçludur bir tek yerleşik düzen suçlu değildir, kendileri kesinlikle sorumlu değildir !!! Bunu ben söylemiyorum yerleşik düzen söylüyor. Size onlarca mazaret üreteceklerdir.  Siz de sorsanız size de aynı şeyi söyleyeceklerdir. İsterseniz deneyin…

Çaykur’da randıman düşük mü ?

Gazeteci olarak siz araştırın sonra da yayınlayın. Ben bu konunun özellikle üstünde durulmasının en başta Çaykura sonra da ülkemize fayda getireceğini düşünüyorum. Çaykur’da kar ve zararı konuşacaksanız randımanı da verimliliği de konuşacaksınız .

Birde geçen yıl için konuşacak olursak alınacak olan yeni işçiler için bütçede kaynak ayrılmaması var. Daha doğrusu planlamaya alınmaması var. İşçi alımı yapılacağı bilinmesine rağmen maliyeti hesaplanmadı. Sonrasında da zarar çıktı tabi. Bu zarardan  sorumlu olan kişi ne yaptı dersiniz? Gitti sözde bazı internet haber sitelerine  bunu servis etti. Kendi yapması gerekenleri yapmadığı gibi cambaza bak cambaza diyerek hem kamuoyunu yanılttı, hem de kendince kendini kurtardı. Kim bu kişi acaba !!!

Bu işin sizinle ilgisi ne?

Söylediklerime bir bütün olarak bakın.  Benimle ilgisini anlatayım size. Zararda bir sonuçtur Kar da bir sonuçtur. Zararında karın da sebepleri vardır. Randıman Çaykur da kar ve zarara doğrudan etki eder. Yerleşik düzen kar ve zarar ile randıman ilişkisini hiç kurmaz. Kurulmasından hoşlanmaz. Bütün sorumluluğu satış ve pazarlamaya Çaytaş’a yüklerler. Şimdi bende diyorum ki % 10 zam yapmayalım randımanı 1 puan arttıralım.  Yani randımanı 1 puan arttırıp 150 milyon kar edelim ya da zam yapalım !!! İkisinin de sonuçta firmanın bilançosuna yapacağı etki aynıdır.  

Şimdi ben size üretim yönetimi ile karlılık arasındaki bağlantıyı anlattım. Hadi biri de çıksında Çaytaş ile Çaykurun zarar ilişkini; korkak ve yalancı olduğu için hukuktan kaçmadan yani iddia ediliyor demeden açıklasın. Çıksın belgeleri ile ortaya koysun. Çaykur zarar ediyorsa Çaytaş bunun neresindedir açıklasın Yavuz SÜTLÜOĞLU bunun neresindedir açıklasın. Ama iddia ediliyor demeyecek çıkacak ispat edecek.

Çaytaş’ın ciddi borçlarının olduğu söyleniyor? Doğru mu bunlar?

Çaytaş 2017 yılını 600 milyonun üstünde hasılat ile yani ciro ile ve kar ederek kapattı. Bütün bilançoların aktifleri vardır pasifleri vardır. Aktiflerde varlıklar vardır alacaklar vardır para vardır. Pasif tarafta ise borçlar vardır şirketin kullandığı ticari krediler vardır. Şirketler şu kadar borcu var bu kadar borcu var diye değerlendirilmezler şirketler aktif değerleri ile pasif değerleri ile birlikte değerlendirilirler. Şimdi bu yerleşik düzen ve uzantıları kamuoyunu yanıltmak için şirketin şu kadar borcu var bu kadar borcu var diye yıpratma, itibarsızlaştırma , karalama kampanyalarına girdiler. Ne Çaytaş’ın sahip olduğu dönemimizde satın alınan İstanbul’un önemli iş merkezlerinden birinde 4000 m2 kapalı alanı olan bağımsız plazayı söylediler. Ne 52 bin m2 arazi ile beraber alınan Su fabrikasından bahsettiler ne de “ Didi markasını Pazar lideri yapmak için yapılanlardan bahsettiler, ne de Çayla markası ile dünyaya açılma projesinden ve burası için yapılanlardan bahsettiler. Ne de bayilerin Çaytaş’a olan Tanzim Teşhir borçlarından yani Çaytaşın bayilerden alacaklarından bahsettiler. Ne de şirketin Çaykur ve Didi’nin satışlarına olan katkılarından bahsettiler.

Size 600 milyonun üzerinde hasılattan bahsediyorum . 2013 yılında Şirketi devraldığımızda hasılatı 94 bin lira idi. Eski para ile konuşacak olursak 94 Milyar devraldım 600 Trilyon devrettim.

Birde yeri gelmişken Çaytaş’tan ayrılma ya da görevden alınma konusuna değinmek istiyorum.

Şu gayet normal bir durumdur ki her yönetim kendi ekibi ile çalışmak ister. Bunu sahip olduğum tecrübe gereği en iyi bilenlerden biri benim. Zaman zaman yollarımı ayırdığım çalışanlar olmuştur. Bakanlıklar değişiyor kabineler değişiyor Genel Müdürler değişiyor bunları gayet normal karşılamak gerekiyor. Ben şirketi devretmek için, yapılan sözleşmeleri, alacakları, borçları, şirketin genel ve özel durumlarını anlatmak için bekledim. Yani daha açık söylemek gerekirse devretmek için bekledim. Sonuçta ben Çaykur çalışanıyım. Çaykur hisselerini temsilen ordayım ama Çaykur’u temsil etmekle görevlendirilen kişilerin de beni aramasını, bana devir teslim ile ilgili talimat vermesini bekledim.

Ancak anladım ki sözde bilginler sözde çok bilmişler şirketi devralmaya değil şirketi yıkmaya gelmişler. Dertleri şirket devralmak değil dertleri şirketi yıkmak.  Hangi mahkemede görülmüş kişiye soru sorulmadan dinlenmeden mahkum etmek.  İdam mahkumuna bile son sözün var mı diye sorulur. Neden burda bir şey sorulmadan dinlenmeden kamuoyuna yalan yanlış bilgiler iftiralar servis edildi.

Ben görevi devretmeyi beklerken kamuoyuna, Çaytaş tan görevden aldık o da kaçtı diye iftira atarak süreci yöneteceklerini zannettiler. Yapılanları hayal bile edemeyecek zihniyette olan yerleşik düzen ile Çaykur çatısı altında kalmam mümkün olmadığı için Çaykur daki görevimden de istifa ettim.

Ben şimdi  birkaç soru soracağım.

1)      Bugün bir dünya şirketi olan Coca Cola’nın marka değeri ne kadardır ? Sadece Türkiye de kaç litre Cola tüketiliyordur?

2)      Coca Cola ve benzeri Amerikan ve yabancı menşeli şirketleri boykot mu edelim yoksa onlarla rekabet edebilecek markalar mı yapalım?

3)      Bugün Starbucks’ın marka değeri ne kadardır?

4)      Dünya da değil sadece Türkiye’de kaç şubesi vardır?

5)      Starbucks  ve benzeri şirketleri boykot mu edelim yoksa onlarla rekabet edebilecek şirketler markalar mı çıkaralım?

6)      Verimliliği arttırmak için, karlılığı arttırmak için marka değerini arttırmak için mi çalışalım yoksa markalarımızı yıkalım mı?

7)      Türkiye’nin en iyi Saha Satış ekiplerini ve sistemlerini mi kuralım yoksa o sistemleri yıkıp ekipleri işten mi  çıkaralım?

8)      İtalya’da İngiltere’de Dünya İçecek zirvelerine davet edilen ,oralarda konuşmacı olup ,başarıları dünya çapında takdir edilen şirket yöneticileri mi olalım yoksa Yerleşik düzen ve işbirlikçileri ile beraber mi olalım ?

9)      Devir teslim yapmadan, iftira atarak, yalan konuşarak ,her seferinde başkalarını suçlayarak gerçekleri çarpıtarak mı konuşalım yoksa bu yukarda yazan işlerin maliyetini faydasını zararını mı konuşalım ?       

yavuz sütlüoğlu çaykur
Bu haber ile ilgili yorumunuz nedir?
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X